Sakız Adası (Chios)
25 Ağustos 2015
Türkçe adını Sakız ağacından alan Chios adası, Çeşme’nin Batısında tarihi ve önemli bir Ege adası.

Sabah 9’da Çeşme’den bindiğimiz feribotumuz adaya yaklaşırken Sakız’ın büyük bir ada olduğunu fark ediyoruz. Adanın limanı, kahverengi ağırlıklı renkler ve hemen arkasından yükselen dağ zirveleri ilk gözünüze çarpan noktalar. Adaya varıp bir ada haritası aldığınız zaman, adanın tahmininizden de daha büyük olduğunu anlıyorsunuz. Sakız adası kuzey-güney çizgisinde 50km, doğu batı çizgisinde 30km ölçülerine sahip. Adanın toplam alanı 850 km2. Aklınızda canlanmamış olabilir, İstanbul Büyük Ada sadece 5 km2. Daha önce ziyaret ettiğim, bağımsız bir ülke olan Malta adası ise 300 km2. Bu büyük alana karşın adanın nüfusu sadece 50 bin ve nüfusun yarısı ada merkezinde, kalanlar ise köylerde yaşıyor. Karşılaştırma açısından, Malta 450 bin nüfusa sahip.

Adaya varınca ilk iş buzlu kahve için. Bir kahve tutkunu olarak buzlu kahve uzak durduğum bir içecekti. Ta ki Sakız adasında deneyinceye kadar. Adada her kafenin menüsünde üst sıralarda yer alan buzlu kahveyi, dondurmalı ilaveli olarak da sunuyorlar. Ben sakız dondurmalı çeşidini içtim. muhteşem bir lezzet. Belki de çok susamıştım 🙂 Buzlu kahveye bütün bakış açım değişti. Lezzetin büyük bölümü sakızın lezzetinden geliyor, başka yerde aynı tadı yakalamak mümkün olmayabilir. Ortalama fiyatı 2,5€.

ikinci adresiniz bir rent a car bulmak olmalı. Oldukça büyük bu adada muhakkak araba kiralamanız gerekiyor. Fiyatlar genelde standart. Başlangıç fiyatı olan 40 €’ya bir Nissan Micra kiralayabilirsiniz. Arabanızı kiraladıktan sonra artık gerçek Sakız Adası ile tanışmaya hazırsınız.
Aklınızda bulunsun, Sakız Adasında siesta uygulanıyor, dükkanlar saat 2’de kapanıyor. Bazıları tekrar hiç açılmazken, saat 4-5 gibi açılanlar var. Alışveriş yapmak isterseniz siesta saatlerini mutlaka dikkate alın.
Gidebileceğiniz çok fazla güzergah var. Benim tavsiyem ilk olarak Avgonima köyüne doğru Batı’ya doğru ilerlemeniz, sonra sahil yolundan güneye doğru inmeniz, Mesta ve Pirgi köylerinde mola verip kuzeye doğru merkeze dönmeniz. Yollar virajlı olduğu için bu güzergahta araba sürüş süresi hemen hemen 2 saati bulacaktır. Adanın kuzey bölgesini gezmedim. Bir sonraki sefere 🙂 Batı yönünde adanın ortasında yer alan yüksek bir zirveyi geçiyorsunuz, manzara şahane. Adada en yüksek zirvesi 1300 m. Sanıyorum araba ile yaklaşık 800 – 1000 metre seviyelerinden geçiyoruz. Dağda yükseldikçe manzara netleşiyor, güzelleşiyor. Düşünün, Macaristan’ın en yüksek dağı 1000m. Sakız adasında deniz, yeşillik ve dağ içiçe.

Yukarıdaki resimde sağ tarafta adanın UNESCO koruması altındaki Manastırı da görünüyor. Adada yollar oldukça virajlı. Yol boyunca insan boyu, bazen daha da minik şapeller yapılmış, ada sakinleri trafik kazasında kaybettikleri yakınlarını anıyorlar.

Belli ki orman yangınları adada oldukça yaygın. Yeterli müdahale edilemediği görülüyor. Ada orman varlığının önemli bir bölümü yanmış.

Batı kıyısına vardığınız zaman ıssız koylar sizi bekliyor olacak. Öyleki, bizim bulduğumuz Elinda koyunda, ki oldukça büyük bir koydu, sadece biz vardık. Sonradan 2 aile daha geldi. Adanın bazı koylarında, bizdeki beach clublara benzer, ama öyle lüks olmayan işletmeler var. bu işletmeler size şezlong sağlıyorlar. öte taraftan, Elinda gibi koylarda kendi başınızın çaresine bakmanız gerekir. İşletmesiz koyları, hazır halen varken, tavsiye ederim. Deniz suyu görece soğuk, ama alışması kolay. Adanın bu noktasında sahil bembeyaz çakıllardan oluşuyor. Bu muhteşem koydan ayrılmamız oldukça zor oldu. 🙂


Bir başka deniyebileceğiniz koy.

Koyların keyfini çıkarttıktan sonra ilk durak Mesta köyü. Burası bir ortaçağ köyü. hala 12. yy’dan kalma evler olduğu söyleniyor. Köye yaklaştığınız zaman, uzaktan görüntüsü pek de özel değil, hatta uğramamayı bile düşündük. İyiki de uğramışız, köyün çok özel bir havası var. Büyük taşlarından yapılmış sevimli evler, sokaklar ve bunları adanın meydanına bağlayan tüneller. Adanına meydanına sınırlı erişim var ve yollar labirent gibi. Ada halkı korsanlardan korunmak için bu şekilde inşa etmişler. Bir kale havası hissetmesenizde, adanın korunaklı olduğunu anlıyorsunuz. Evlere hakim renk yapıldıkları taşların gri ve kahverengi renkleri. İlgi çekici olan ev, sokak ve tünellerde aynı taşın kullanılmış olması. Adanın her noktasında ayrıca birbirinden renkli çiçekler var.


Adanın diğer yerleşimlerinde olduğu gibi Mesta’da da Türk turist sayısı oldukça fazla. Biz adayı gezerken Poyraz Karayel dizisinin yeni sezon ilk bölümünün çekimine denk geldik 🙂
Bir sonraki durağınız Pirgi (Pyrgi) köyü olmalı. Bu köyün en büyük özelliği bütün evlerinin geometrik desenlerle işlenmiş olması. Küçük bir adanın küçük bir köyünde olduğunuzu dikkate aldığınızda etkilenmemeniz mümkün değil. Köy meydanında soluklanıp, sakızlı buzlu kahvenizi içip, yolculuğunuza devam edebilirsiniz.


Pirgi’den Chios’a, yani ada merkezine, 22km mesafeniz var. Yolunuzu biraz uzatıp, ada sakinlerinin tavsiye ettiği, volkanik siyah taşlardan oluşan, siyah plaj Mavra Volia koyuna gidebilirsiniz. Diğer koylarla karşılaştırıldığı zaman ilginç, ama bence güzel değil.

Gelelim ada merkezine. Ada merkezi sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Birçok insan muhteşem kordon boyundan bahsetmiş. Bana göre bu liman bölgesi oldukça sıradan. Issız koylar, özgün Mesta ve Pirgi köylerinin yanında sönük kalıyor. Yanyana dizilmiş çok sayıda restoran var, albenisinin yüksek olduğunu söylemek bence mümkün değil. Belki de Ağustos sonu olduğu için adada kuvvetli bir esinti var. Araç gürültüsü! Sakız Adasında çok fazla araba var.

Üzücü bir nokta adada askeri varlık olduğunu görmek oldu. ayrıca sahilde olası bir çıkartmaya karşı askeri altyapı hazırlanmış. Lozan’a göre silahsızlandırılması gereken adada umarım Türk turistlerin artması silahlanma çabalarını da azaltır.

Bir küçük bir hatırlatma, Yunanlılar yüksek sesli konuşuyorlar. Kavgamı ediyorlar diye sağınıza solunuza bakmanıza gerek yok, dostça sohbet ediyorlar. Konuşmaya başladığınız zaman oldukça sıcak kanlı olduklarını görüyorsunuz. Türklere karşı da dostane yaklaşıyorlar. iki ülke arasında ticaret ve turizmin gelişmesi, eski dostlukların yeniden kurulmasını sağlayabilir.
Ada merkezinde önemli bir uğrak alanı adanın kalesi. Kale meydanındaki kafelerde tavla oynayarak yorgunluğunuz atabilirsiniz.

Adada halen Türk eserleri bulunuyor. Bunlardan bir tanesi ada merkezinde yer alan Cami, bugün Bizans Müzesi olarak işlev görüyor. Caminin minaresinin işlemeleri dikkat çekici.


Hemen hemen bütün restoran ve kafelerde ikinci dil Türkçe. Türkçe menüler, çatpat da olsa Türkçe bilen garsonlar. Taverna, Yunancada lokanta anlamına geliyor. Belki de ekonomik krizin etkisi ile neredeyse hiçbirinde kredi kartı kabul etmiyorlar. Tavernalarda deniz ürünleri yemeniz gerekiyor. Ayrıca Yunan Salatası da olmazsa olmazlardan. Feta peyniri; bizdeki beyaz peynire benzer ama biraz daha sert, oldukça lezzetli bir peynir çeşidi; Yunan salatasının asli unsuru. Salatada büyük dilimlenmiş domates, salatalık, soğan ve diğer yeşillikler bulunuyor. Ve tabi bol miktarda zeytin yağı. Ortalama fiyatı 6-8€. Yemekler genel olarak lezzetli, yediklerim arasında bu da olmamış dediğim olmadı. Servis genel olarak yavaş.
Adanın kendine has birası da bulunuyor Fresh Chios Beer! Koskoca Ankara’nın kendine özgü bir bira markası yokken, Sakız Adasının var! Üzücü değil mi?

Çeşme-Sakız Adası arasındaki feribot sefer sayısı oldukça sınırlı. Çalışan üç firma bulunuyor. Biz Ege Birlik ile seyahat ettik. Küçük bir bot. Ertürk’ün gemileri biraz daha büyük ve hızlı gidiyor. Seferler sabah 9’da gidiş ve akşam 6’da dönüş olarak planlanmış. Gidiş-dönüş bilet fiyatı 25 €, ayrıca yurtdışı çıkış harcı yatırmanız gerekiyor. Çeşme – Sakız Adası arası sadece 6km olmasına rağmen seferler 40 dakika sürüyor. Oldukça keyifli bir seyahat. Aşağıdaki resimi Çeşme’de bota binerken çektim.

Adada Grecian Castle otelinde kaldık. Limana yürüyerek 10 dakikalık mesafede küçük, güzel bir butik otel. Tavsiye ederim.
Sakız adasına gelip, sakız ağaçlarına bakmadan dönmek olmazdı. Adanın büyük bir bölümünde Sakız ve Zeytin ağaçları, çoğu zaman içiçe ekilmişler. Adanın sadece güney bölümündeki ağaçlar sakız veriyormuş. Bana ilginç geldi. Adanın Kuzey ve Güney bölümleri arasında ciddi bir iklimsel fark olmalı.


Ada sokaklarını dolaşırken, eski dönemlerden kalma hoş binalara da sıkça denk geliyorsunuz. Eski binaların büyük bir bölümü iki katlı ve taş bina. Adada ahşap binaya çok fazla rastlamadım.

Ve adadan dönüş yolculuğu..

+
Birbirinden güzel, sakin koyları
Serin havası
Lezzetli yemekler, buzlu kahve
Dağ manzarası
–
Adanın keyfini çıkartmak için araba kiralamanın bir zorunluluk olması
Günübirlik seyahat için çok uygun değil
*
Eğer keşfetmeyi seviyorsanız, kalabalıktan uzak olmak istiyorsanız Sakız Adası tam size göre.

Yorum bırakın