New York Metropolitan Sanat Müzesi – The Met
New York seyahatim sırasında ziyaret ettiğim ve bulunmaktan en çok keyif aldığım yerlerden bir tanesi New York Metropolitan Sanat Müzesi (New York Metropolitan Museum of Art) oldu. Kısaca the Met olarak anılan müzede 3 saati aşkın vakit geçirdim. Fırsatım olsa bir kaç gün geçirmek isterdim. 🙂 Vaşington’da gezdiğim müzeler beni hayal kırıklığına uğratmıştı. -Uzay ve Havacılık Müzesini ayrı tutuyorum- The Met’e de gitme konusunda kararsızdım ama kız arkadaşım beni ikna etmeyi başardı. İyi ki de etmiş diyorum.
Tarihi, medeniyetleri anlamak için yapılacak en iyi şey, tarihin yaşandığı yerde bulunmak. Bana göre İstanbul Ayasofya veya İzmir Efes Antik Kenti‘nde gezerken hissettiğiniz duyguları bir müzede yaşamanız kesinlikle mümkün değil. Her zaman öncelikli tavsiyem Efes’e, Sultan Ahmet’e, Ayasofya’ya gitmeniz olur. Öte yandan, müzelerin artısı, farklı kültürlerden, farklı zaman kesitlerinden eserleri biraraya getirmeleri. The Met’s bunun en başarılı örneklerinden biri.
Müze New York’un “Upper East Side” bölgesinde 5. Cadde üzerinde yer alıyor. Bölge için New York’un zengin mahallesi demek mümkün. Gossip Girl dizisinin geçtiği yerler bu bölge. Müze meşhur “Central Park”ın içinde yer alıyor.
Öncelikle the Met çok büyük ve görkemli bir binaya sahip. 190 bin m2 kapalı alana sahipmiş. Kaç ev büyüklüğünde oluyor? İster istemez müzeyi Paris’te yer alan dünyanın en meşhur müzesi Louvre Müzesi (Musée du Louvre) ile karşılaştırdım. İki kere ziyaret ettiğim Louvre Müzesi daha tarihi bir binaya sahip. Yaklaşık 60 bin m2 alan üzerinde kurulu. The Met, Louvre müzesinin 3 katı kadar bir alana sahip. Louvre müzesi dünya üzerinde en çok ziyaret edilen müze, her sene yaklaşık 9 milyon kişi müzeyi ziyaret ediyor. The Met ise yaklaşık 6 milyon kişi tarafından ziyaret ediliyormuş. Alanları da dikkate alındığı zaman, the Met’de m2 alana 30 ziyaretçi düşerken Louvre’da 150 kişi düşüyor. Louvre’da Mona Lisa resmini görmek isterseniz bu kalabalığı bizzat yaşamış olursunuz. 🙂
The Met koleksiyon açısından gezdiğim en başarılı müzelerden biri. Avrupa’daki Louvre, Vatikan gibi önemli müzeler veya Türkiye’deki müze koleksiyonları genellikle Avrupa ve Orta Doğu’dan antik ve modern eserler içerirler. The Met ise bunları içermekle birlikte, Avrupa, Ortadoğu, Hindistan, Çin, Afrika, Okyanusya ve Amerika gibi alanları da kapsayarak tüm dünyadan eserler içeriyor. Bu açıdan The Met kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir müze.
Louvre Müzesi koleksiyonunda çok önemli eserler yer alıyor. Bunlardan en bilineni Mona Lisa tablosu. Resmin etrafı herdem kalabalık. Benim için Louvre’da yer alan en önemli baş yapıt MÖ 2.yy’a ait Nike heykeli (Nike of Samothrace). Bu başyapıtlara rağmen, Louvre müzesi çok Batı merkezli. Bu koleksiyondaki çeşitliliği düşürüyor. Batı dışında Orta Doğu, Mısır ve İslam eserleri de müzede yer alıyor. Ancak bu eserlerin benzerlerine the Met müzesinde rastlamak mümkün. Örneğin, Louvre’da yer alan en önemli ve beni en çok etkileyen eserlerden, Asur medeniyetinden kalma Lamassu denilen insan başlı, kanatlı boğaların bir benzeri ve ilave olarak insan başlı, kanatlı aslan versiyonunu the Met müzesinde görmek mümkün.
Bu küçük karşılaştırmadan sonra gelelim müzede en çok dikkatimi çeken eserlere. Tablolardan başlayacak olursak, müzede Avrupa’nın önemli ressamların kabul edilen Hollandalı ressam Vincent van Gogh’dan tablolar yer alıyor. Benim en sevdiğim “Wheat Field with Cypresses” resmi.
Yine bir başka ressam Paul Gauguin’in birçok resmi de müzede sergi halinde. Bunların dışında Picasso, Manet, Kandinsky, Klimt, Rembrandt ve diğer ressamlardan binlerce tablo müzede sizi bekliyor.

George Washington’un Delaware nehrini geçmesinin resmeden Emanuel Leutze’nun “Washington Crossing the Delaware” tablosu, 1851.
Müzenin dikkat çeken yerlerinden biri Meso-Amerika eserleri. Özellikle 10yy’dan kalma gülen insan figürleri çok ilgimi çekti.
Müzenin Hindistan’a ilişkin de önemli bir sergisi bulunuyor. Fil kafalı Tanrı Ganesha heykeli bana biraz Sfenks ve Mısır kültürünü çağrıştırdı.
Müzede yer alan Japonya bölümündeki eserler de oldukça ilginç. Bu bölümde çokça çalgılara da yer veriliyor. Benim en çok dikkatimi çeken Osmanlı-Türk minyatür sanatına benzer minyatür resimleri oldu.
Müzenin oldukça büyük bir Bizans bölümü de bulunuyor. Yunan medeniyetinden kalma vazolardaki siyah ve turuncunun uyumu ise büyüleyici.
Çin eserleri de bulunuyor. Bunların bir kısmı Budizm’e ilişkin. Bodhisattva ermiş kişi anlamına geliyor ve anladığım kadarı ile Buda’nın ermiş halini tasvir için kullanılıyor.
İran bölümünde özellikle halılar oldukça etkileyici. Halıların dışında seramikler, taş işçiliği ve diğer birçok eser bulunuyor.
Mısır’a ilişkin de çok fazla eser var. Tanrı Sobek Shedeti’nin kafası Hawara şehrinde yer alan MÖ 19.yy’a ait olduğu düşünülüyor. Yani 4 bin yıllık bir eser. Müzede antik Mısır’a ilişkin yüzlerce belki binlerce parça var.
Türk ve Osmanlı eserleri diğer eserlere göre daha sınırlı. Sanıyorum bundaki en önemli etken ülkemizin tarihi eserlerimizi koruma konusunda daha başarılı olmuş olması. Müze içerisinde Koç ailesi tarafından finanse edilmiş bir bölüm de yer alıyor. Türkiye’nin tanıtımı için önemli. Koç ailesinin Türkiye’de de çok sayıda müzesi olduğunu düşününce, yaptıklarını olumlu bir katkı buldum.
Osmanlı’ya ilişkin eserlerin bir bölümü Mısır ve Suriye’den getirilmiş. Halep’den bir konak odası, Suriye’den müzeye getirilmiş ve sergi halinde. Suriye’nin bugünkü haline ise üzülmek dışında birşey yapamıyorum. Tekrar normale dönmesi için umudumu korumakla birlikte çok yıllar geçmesi gerektiği kesin.
Osmanlı döneminden oldukça eski el yazması bir Kuran’ı Kerim de müzede sergileniyor. Rahle sanıyorum İran işi.
Okyanusya kıtasından, Papua Yeni Gine’den sergilenen eserler çok ilginç. Müzenin geri kalanına göre bu bölümde yer alan eserler yakın tarihli. Tarzları tamamen farklı. Göz atmakta fada var.
Saray’da birçok tarihi eser ve yerin kopyaları yapılmış. Bunlarda bir tanesi de Alhambra Sarayı. İspanya’da Granda şehrinde gezerken, Alhambra Sarayının iç bölümlerini gezememiştim. Burada kısmetmiş. 🙂
Müzede ayrıca silahlar, zırhlar, müzik aletleri gibi farklı temalardan eserler görmek mümkün. Silahlar ve zırhlar bölümünde farklı yüzyıllardan kılıç, zırh, tüfek, mızrak ve benzeri aletleri görmek mümkün. Bazı zırhların 20-30 kilo ağırlığı olduğunu görmek oldukça şaşırtıcı.
Müzeye giriş için bağış yapmanız gerekiyor. Bunun bağış olduğu, ve ödemeden de müzeye girilebileceği söyleniyor. Acaba? Kişi başı 25$. Değer mi? Kesinlikle değer.
+
Birbirinden eşsiz başyapıtlar
Batı merkezli Avrupa müzelerinin aksine Dünya’daki bütün medeniyetlerden eserler
Resim ve heykellerin yanı sıra, müzik aletleri, silahlar, zırhlar, bina duvarları ve odalar gibi eser çeşitliliği
–
New York‘da olması. Kısa bir ziyaret sırasında kapalı bir müze mi yoksa şehrin sokakları mı ikilemi yaşamanız mümkün.
*
Metropolitan Müzesi kesinlikle gitmenizi önereceğim bir yer. Pişman olmayacaksınız. New York‘a yeniden gitme şansım olursa kesinlikle tekrar uğrayıp saatlerimi geçirmeyi planlıyorum.























Yorum bırakın