New York – Büyük Elma
New York hakkında yazması oldukça zor olacak bir şehir. Şehre ilk ayak bastığınızda içinizi garip bir yabancılaşma duygusu kaplıyor. New York muhtemelen daha önce bulunmadığınız tarzda bir şehir. Plazalar heryerde. Başınızı kaldırdığınız zaman dört bir yanda bulutlarla buluşmak için birbiriyle yarışan 40 – 50 katlı, yerine göre 100 katlı binalar. Bu yabancılaşma duygusu size bir süre eşlik ediyor. Ama sonrasında alışıyorsunuz.
New York tezatlıkların iç içe geçtiği bir şehir. Caddeler -ve sokaklar- cetvelle çizilmiş, ama binaların herbiri birbirinden farklı, zengin bir şehir, ama çok fazla evsiz var, metrosu oldukça karmaşık ama aynı zamanda çok işlevsel, çok büyük bir şehir ama şehrin her noktasına kolayca erişebiliyorsunuz. New York aynı zamanda eyalet adı, şehrin kendisine New York Şehri (New York City – NYC) diyorlar, bir diğer adı Big Apple – Büyük Elma. Büyük Elma’nın silüeti özellikle geceleri daha belirgin hal alıyor.
New York’a varınca önce sudan çıkmış balık gibi sokaklarında yürümeniz, biraz havasını koklamanız gerekiyor. Her köşede ilginç birşey ile karşılaşacağınızı garanti ediyorum. İlk şoku atlattıktan sonra, filmlerden tanıdık binalar görmeye başlıyorsunuz, taşlar yerine hızla oturuyor. Tanıdık figürlerin başında Empire State Building, One Trade Center, Times Square, Brooklyn Köprüsü, Flatiron ve Central Park geliyor.
Şehirde beni en çok mutlu eden keşfim -daha önce duymadığım ve duymamış olmamın benim ayıbım olduğu- New York Metropolitan Sanat Müzesi (tıklayabilirsiniz) oldu. Kısaca the Met diye anılan müzeyi ayrı bir yazı ile ele aldım. Muhakkak gitmelisiniz. Şehirde yer alan bir diğer önemli müze Amerikan Doğal Tarih Müzesi (American Museum of Natural History). Eğer yeteri kadar vaktiniz varsa, bu müzeye de uğramanızı tavsiye ederim.
Şehrin simge yapılarının en önemlisi, 1931 yılında açılan 102 katlı Empire State Building’in inşası sadece bir yıl sürmüş. Bina aslında Amerikan ekonomisinin Büyük Buhran ekonomik krizinden çıkmak için yaptığı yatırımlardan biri. Binanın mimarisinde örnek alınan yapılardan biri, Sevilla‘da yer alan Giralda kulesi olmuş.

Kuşbakışı New York
Diğer Amerikan şehirlerinde olduğu gibi New York’da da Amerikan bayrağına olan düşkünlüğü görüyorsunuz.

New York’da da diğer Amerikan şehirlerinde olduğu gibi Bayrak kullanımı çok yaygın.
Amerikan şehirlerinde, Avrupa’da ve Türkiye’de olduğu gibi meydan kültürü bulunmuyor. New York’da meydana en yakın sayılabilecek yer, şehrin kalbi Times Square. Bu alanda bile araç trafiği var. Gündüzleri de cazip olan Times meydanı, özellikle geceleri ışıl ışıl. Dört bir tarafta büyük ekranlarda dönen tanıtımlar, reklamlar. Saat ilerledikçe kalabalık artıyor, kalabalık arttıkça da meydanda yürümek zorlaşıyor. Meydandanın bir ucunda modern bir anfi-tiyatro benzeri oturma alanı yapmışlar. Burada bir bir mola verip, bir taraftan şehri izlerken dinlenmeniz mümkün.
Times Meydanında Broadway ve 7. cadde kesişiyor. Bu bölge aynı zamanda şehrin meşhur tiyatro ve müzikaller bölgesi. Tiyatro bölgesine Broadway’de deniliyor. Fırsatı kaçırmadım ve ben de Victor Hugo’nun Sefiller (Les Miserables) romanının müzikal uyarlamasını izledim. Müzikallere giriş oldukça pahalı. Arka koltuklar için bile küçük bir servet ödenmesi gerekiyor. Yapım ve oyunculuk gerçekten çok üst düzeyde. Sadece yetişkinler değil, Sefiller müzikalinde 3 önemli çocuk karakter bulunuyor, bunlardan özellikle Gavroche’un oyunculuğuna hayran kaldım.
New York’da yer alan buluşma noktalarından biri, 1902 yılında tamamlanan Flatiron binası. Üçgen şeklinde bina 20 katlı ve inşası sırasında dünyanın en yüksek binalarından biriymiş. 123 yaşındaki bina halen çok ilgi çekici.
New York’un ana tren istasyonu “Grand Central Terminal“. Bu tarihi – devasa bina, bugün gökdelenlerin arasında küçük kalmış. İstasyonu uzaktan görünce Will Smith’in “I am Legend” filminden tanıdık geldi. Bu güzel binayı böyle keşfettim.
New York’un en bilindik yönlerinden biri Wall Street bölgesi. Tarihi Borsa binası da bugün küçük kalan yerlerden biri.
New York Şehri’nin merkezi Manhattan adasını Long Island adası ile birbirine bağlayan köprülerden en önemlisi Brooklyn Köprüsü. Yapımı 1883 yılında tamamlanan bu tarihi köprüde yaya olarak yürüyebilmek mümkün. Kesinlikle tavsiye ederim. Keyifli bir yürüyüş. Bisiklet yolu da yapılmış, eğer isterseniz bisikletle aynı güzergahı kullanabilirsiniz. Karşıya, yani Brooklyn’e geçince muhakkak Brooklyn Heights bölgesine gidip, Manhattan üzerinde gün batımını izlemenizi öneriyorum. Uzakta Özgürlük Anıtını da görmeniz mümkün.
New York’da en önemli yerlerden biri finans bölgesi. Bu bölge özellikle 11 Eylül saldırıları ve yıkılan İkiz Kuleler ile daha bilinir hale geldi. 2001 yılında Amerika’nın, hatta dünyanın finans merkezine yapılan bu saldırılar 2.977 masum insanın hayatını kaybetmesine, Amerika’nın daha güvenlikçi politikalar izlemesine ve Afganistan’ın işgaline yol açtı. Kulelerin çöküşünü televizyondan canlı izlediğim gün ve yaşadığım şok aklıma geliyor. Bugün yıkılan iki kulenin temelini çok anlamlı bir şekilde iki tane büyük havuz yapılmış.
Yıkılan eski kulelerin hemen yanında ise, yeni yapılan yüz katlı “One World Trade Center” binası 3.9 milyar $ gibi bir maaliyet ile tamamlanmış. Aslında komplex tamamlandığı 70li yıllarda 7 bina olarak planlanmış. Bu binalardan 1. ve 2.si İkiz Kuleler olarak inşa edilmiş. İnşası tamamlanan birinci kuleyi temsil ederken, ikinci kule yükselmeye devam ediyor. İkiz kuleleri görmek ayrı bir güzel olurdu.
New York’da yer alan kulelerin bazılarından kuşbakışı şehri görmek mümkün. Bu kulelerden üç tanesi özellikle meşhur: Empire State Building, One World Trade Center ve Rockefeller Center. Bunlardan ilk iki tanesinde 100. katın üstüne çıkmak mümkün. Rockefeller Center’da ise 70 kattan New York’u seyredebiliyorsunuz. Üçü arasında farklı tercihler bulunuyor. Değerlendirmeleri okuduğum zaman Rockefeller Binasına çıkmaya karar verdim. 1930 yılında başlayan inşaat 1939 yılında tamamlanmış. Bir çelik bar üstünde oturarak New York’u seyreden işçiler resmi bu binanın inşaatına ait. Gitmeden önce randevu yaptırmanızı tavsiye ediyorum. Seyir Terası (Observatuar) bölümüne çıkmak için 32$ ödemeniz gerekiyor. Uzun bir güvenlik kontrolünden sonra 1 dakika gibi kısa bir sürede asansör sizi kulenin tepesine çıkartıyor. Saniye’de 1’den fazla kat çıkıyorsunuz. Çıkmak istediğiniz saati seçebiliyorsunuz. Ben, güneşin 6’da battığı bir günde akşam 5’e randevu aldım. Bu sayede hem gündüz, hem de akşam New York’u kuşbakışı görebildim. Hatırlatayım, Rockefeller’dan New York şehrini 360 derece görebiliyorsunuz.
Aşağıdaki fotoğrafta Central Park Rockefeller Merkezinden kuşbakışı bütün ihtişamı ile görünüyor.
Central Park New York’un çok önemli bir parçası. Şehrin merkezinde yeşil alan sayısı oldukça sınırlı. Central Park gibi yeşil bir alanın varlığı olmasa New York yaşanmaz olurmuş. Times meydanı yakınında yer alan Bryant Park da küçük ama binalardan gına gelmesi halinde biraz olsun sığınabileceğiniz bir yeşil alan sunuyor.
New York metrosu çok karmaşık ama bir o kadar da işlevsel. Çok fazla hat var. Hatlar oldukça uzun. Çok önemli bir nokta, çoğu metro hattında alışık olduğumuz iki ray yerine dört ray bulunuyor. Bu sayede uzun mesafelere ekspres trenler çalışırken, kısa mesafelere normal trenlerle ulaşabiliyorsunuz. İstanbul gibi bir metropolde de aslında aynı yöntemin kullanılıyor olması lazım.

New York metrosu oldukça işlevsel. Çok sayıda hat ve aynı güzergah üzerinde 4lü hatlar sayesinden normal ve ekspres hatlar çalışıyor.
Tren vagonları Vaşington’a göre daha iyi durumda, ama hepsinin bir bakımdan geçmesi gerekiyor. Trenlerde her tipte insana rastlamak mümkün: seyyar satıcılar, sokak sanatçıları, deliler.. türlü türlü insanlar.
Dediğim gibi New York zıtlıklarla dolu bir şehir. Bu kadar zenginlik arasında evsiz insanları görmek oldukça üzücü. Ayrıca, New York’un farklı yerlerinde sokak toplayıcıları (atık) görmek şaşırtıcı. Ülkemizde çok yaygın olmasına rağmen, Avrupa şehirlerinde pek görülmeyen bir resim.
Şehirde farklı kültürlerin özgün mutfaklarına ulaşabilirsiniz. Ama özel olarak biftek ve cheesecake‘i meşhur. İkisini de denedim, ikisini de sevdim. Fiyatlar oldukça yüksek, ama lezzete diyecek birşey yok. Cheesecake için özellikle Eileen’s Special Cheesecake‘ini deneminizi tavsiye ederim. Çok küçük bir pastane, cheesecake üzerinde uzmanlaşmış. Şehir merkezinde bir “Simit Sarayı” görmek de beni oldukça mutlu etti. İlgilenenler için bir simit 1,75 $. Umarım Simit Saraylarının sayısı artar.
New York sokaklarında çekçekçilere de rastlamanız mümkün. Ben binmedim, ama keyifli olabileceğini düşünüyorum.
Son olarak söylemem gerekiyor, New York ziyaretinizde bir İstanbul beklerseniz hayal kırıklığı yaşarsınız. İstanbul başka bir dünya, New York başka. Karşılaştırmak çok doğru olmayabilir. Eğer illa bir karşılaştırma gerekirse, İstanbul Dünya’nın en güzel şehri, yaşayanlar değerini bilmeli ve hepimiz şehri korumak için daha çok çaba göstermeliyiz. Yükselen plazalarla İstanbul’u Manhattan yapmaya çalıyoruz. Eğer İstanbul New York gibi olsaydı, ünvanını koruyamazdı. New York özellikle 20.yy’ın başında çok daha ayrı bir yere sahipmiş. Gökdelenler dünyanın dört bir yanına yayılmadan, film endüstrisi bu kadar gelişmeden önce, 1960-1970’lerde, daha geriye gidersek 1930’ların New York’u görmek büyük bir şok yaşamanıza neden olabilirmiş.
+
New York Silueti.
New York sokaklarında kaybolmak.
Brookyln Köprüsünde yürümek ve Brookyln Heights’dan Manhattan’a bakmak.
Metropolitan Sanat Müzesinde geçirilecek saatler.
The Rockefeller kulesi seyir terasından şehri kuşbakışı görmek.
–
Biraz beton yığını. Gökdelenleri sevmiyorsanız gitmeyin.
Metro sistemi işlevsel ama eski olması nedeniyle, çoğu yerde yürüyen merdivenler ve asansörler bulunmuyor. Benim gibi diz sorunu olan birisi için zor bir deneyim.
Biraz pahalı olmakla birlikte, Avrupa’daki önemli merkezlerle karşılaştırılınca ucuz bile sayılabilir.
*
New York tartışmasız günümüzün en önemli merkezi. Muhakkak görülmesi gereken bir şehir. Şehirde dünyanın dört bir yanından gelen, onlarca farklı dil konuşan, farklı ten renklerine, farklı kültürlere sahip insan var. Bazı açılardan İstanbul’a benziyor. Gitmek, gezmek, ama sonunda dönmek gerekiyor. Siz de gidin, gezin ama geri dönün.



















Yorum bırakın