Bangkok – Güneydoğu Asya’da bir İstanbul
Dünya’da turistlerin en çok gittiği şehir hangisi diye sorulsa muhtemelen New York, Paris veya İstanbul dersiniz. Bangkok yıllık 20 milyon ziyaretçiyle bütün bu şehirleri geride bırakıyor. Her yıl İstanbul’u ziyaret eden turistin iki katı Bangkok’a gidiyor.
Şehri bu kadar cazip kılan nedir derseniz, tek kelimeyle egzotik havası diyebilirim. Şehrin merkezinde birbirleriyle yarışan gökdelenler arasında dolaşırken, kendinizi değil İstanbul’da, Şikago veya New York gibi bir Amerikan şehrinde hissediyorsunuz. Bu sizi aldatmasın, aslında bu şehirlerden çok İstanbul’u çağrıştırıyor.

Ratchadamri havaray durağından manzara

Sukhumvit Yolu üzerinde bir havaray durağı
Ne doğal güzelliği, ne de tarihi ve kültürel geçmişi İstanbul’la kıyaslanabilir düzeyde değil. Buna rağmen çok özel bir şehir. Farklı ve özgün. Hızlı bir şehirleşme ve zenginleşme yaşanırken, bu halen tabana yayılmamış durumda. Çok kozmopolit. Farklı renkler, farklı kokular, farklı sesler. Kalabalık, gürültü, trafik, taksicilerle pazarlık. İstanbul’la çok fazla ortak yönleri var.
Bangkok dünyanın binalarının yükseklik ortalaması en yüksek şehirlerinden biri. Şehrin dört bir yanında gökdelenler yükseliyor. Lumpini parkının sınırında yer alan Sofitel Hotel’in 29. katta yer alan çatı katı bardan Sukhumvit bölgesine doğru baktığınızda New York’da Central Park manzarasını andırıyor. Şehirde 50 ve üzeri katlarda çok sayıda çatı katı bar, restoran ve gözlem noktası olmasına rağmen, otel görevlisi bu barın en güzellerinden biri olduğunu söyledi. Otelimize de yürüme mesafesindeydi. Övgüleri hakediyor. Yalnız fiyatlar en az binanın yüksekliğiyle yarışıyor. Şansımıza tamamen doluydu ve oturmadan geri döndük.

Sofitel Otel’in 29. katında yer alan HI-SO çatı katı barı
Merkezden biraz uzaklaşınca veya merkezin dönüşüm geçirmemiş mahallelerinde gelir farkındaki değişim kendini çok hızlı bir şekilde hissettiriyor. Bakımsız ve kirli bir Bangkok karşınıza çıkıyor. Ama insanlardaki mutluluk eksilmiyor.

Yodpiman Limanı
Hızlı modernleşmeye rağmen tıpkı İstanbul gibi özgün kimliğini korumaya çalışıyor. Sokak yemekleri, tuk-tuk’ları ve wat denilen Budist tapınakları dikkat çekici.
Bu egzotik şehirde ziyaret listenizde olmasa olmazların başında Büyük Saray külliyesi ve içinde yer alan Wat Phra Kaew tapınağı geliyor. İkinci olarak nehir üzerinde tekneyle Wat Arun‘a geçmenizi ve üçüncü olarak Ayutthaya şehrine gitmenizi öneririm. Modern Bangkok’da Sky-Train denilen havarayı kullanmanızı ve Sky-Walk denilen, havarayın altında, yolun üstünde yürüdüğünüz yüksek kaldırımlarla binalardan binalara geçmeniz şart. Bangkok Ulusal Müzesi de dikkate değer. Diğer yerleri ise zamanınız müsaitliğine göre değerlendirmelisiniz.
Büyük Saray (Grand Place)
Şehrin kuşkusuz en çok ziyaretçi çeken yeri Büyük Saray. (Tayca: Phra Borom Maha Ratcha Wang İngilizce: Grand Place) Bir çoğumuzun çocukluğu Street Fighter oynayarak geçti. Oyunun sonunda ana rakip olarak Mr. Bison’la dövüşülürdü. Bu dövüş sırasında arka planda da işte tam bu saray yer almaktaydı.

Büyük Saray külliyesi ve içinde yer alan Wat Phra Kaew tapınağı
Saraya giriş kişi başı 500 Baht (14 €) Malesef kredi kart kabul edilmiyor. Saraya girmeden önce kadın ve erkeklerin kılık kıyafetleri kontrol ediliyor. Şorta izin yok, omuzlar kapalı olmalı. Kadınlara özellikle daha sıkılar.
Wat Phra Kaew
Saray Külliyesinin en önemli yapısı Wat Phra Kaew yani Zümrüt Buda Tapınağı. Her watın içinde bir Buda heykeli oluyor. Bu tapınaktaki Buda heykeli zümrüt renkli (koyu yeşil) tek bir değerli taştan yontularak yapılmış. Heykel altın elbiseler giydirilmiş. Budistlerde de tapınaklara ayakkabı ile girilmesi yasak. O yüzden tapınağa ayakkabınızı çıkartarak giriyorsunuz. Maalesef heykelin fotoğrafını çekmek yasak. Sarayı gezmeye gelen kalabalıkların yoğunlaştıkları alan burası.

Wat Phra Kaew Zümrüt Buda Heykeline ev sahipliği yapıyor
Tapınağı kötü ruhlardan dev heykellerin koruduğuna inanılıyor.

Tapınaktaki yapıları anlamak için biraz Hinduizm ve bolca da Budizm bilmek gerekiyormuş. Prang, Chedi, Pagoda, Stupa ve benzeri çok sayıda mimari terim var. Bir budist tapınağı, yani Tayland’da söylendiği gibi Wat’ın farklı mimari unsurları içermesi gerekiyor. Örneğin chediler bizdeki türbelere benzer yapılar.

Wat Phra Kaew’de Chedi’ler
Chakri Maha Prasat
Tayland meşruti monarşi ile yönetilen bir ülke. Yani hala bir kralı var. Tayland kralları eskiden Büyük Saray’da Chakri Maha Prasat‘da ikamet ederlermiş. Yine Bangkok’da bulunan Dusit Sarayına taşınmışlar. 1882 yılında inşa edilen binanın mimarı İngilizmiş. Mimarın öngördüğü 3 kubbeyi, dönemin kralı Tay mimarisine uygun olarak değiştirmiş ve ortaya Batı ile Tayland mimarisinin harmanlandığı bu yapı çıkmış. Aslında Tayland’ın geçmişini bu yapı özetliyor diyebiliriz.

Chakri Maha Prasat Tayland’ın geçmişini özetliyor. Biraz Doğu, biraz Batı.
Tay Minyatür Sanatı
Saraydaki bir çok duvarda bizim minyatürlerimize benzer çizimler bulunuyor. Bu minyatürler önemli dinsel ve tarihi olayları resmediyorlar. Çok estetik bulduğumu söyleyebilirim.

Modern Bangkok ve AVM’ler
Bangkok’un yeni merkezleri modern binaların yükseldiği Sukhumvit, Silom, Siam gibi bölgeler. Bu bölgelerde tam bir alışveriş çılgınlığı yaşanıyor. Adım başı AVM’ye rastlıyorsunuz. İstanbul’un Levent semti gibi. Ama daha fazla kule, daha fazla AVM.


En dikkat çekici AVM’leri Central World ve Siam Paragon.

Sağda Bangkok’un önemli AVM’lerinden Central World
Bangkok’da maalesef Türk markalarına rastlamak mümkün değil. Godiva oldukça yaygın ama ne kadar Türk markası olduğu tartışılır. Diğer taraftan Beko ürünleri görmek beni çok mutlu etti.

Wat Phra Chetuphon
Büyük Saray’ın hemen yanında Wat Phra Chetuphon yer alıyor. Görülmesi gereken yerlerden biri. Büyük Saray’a komşu. Eğer yeterli vaktiniz varsa gezmenizi tavsiye ederim. Büyük Saray çok kalabalık oluyor. Burada çok daha az ziyaretçi var. Daha rahat rahat gezebiliyorsunuz. Budizm yapıları, bahçedeki heykeller, renkler ve hepsinin uyumu var.


Wat Arun
Türkçe Şafak Tapınağı anlamına gelen Wat Arun eski şehrin sınırını çizen Chao Phraya Nehri’nin batısında kalıyor. 17. yy’da yapılan yapının ana pagodası 70 metre yüksekliğinde. Prang denilen bu Pagoda’nın yakınındayken ne kadar yüksek olduğunu anlayamıyorsunuz. Yapıdan biraz uzaklaşınca bütün haşmeti ortaya çıkıyor.
Wat Arun’a tekne ile nehir üzerinden ulaşmanız, nehri de görmenizi sağlayacaktır. Tapınağa giriş 50 Baht (1,4 €) ve tekne fiyatı ise sadece 15 Baht (0,4 €).

Bangkok Ulusal Müzesi
Bangkok ulusal müzesini tesadüfen gördüm. Şansıma ücretsizmiş. İlginç bir müze. Tay’ların tarihinin ne kadar eskilere doğru uzandığını gösteriyor. Listenizde üst sıralara alabilirsiniz. Büyük Saray’a çok yakın ve çok az ziyaretçisi var. Rahat bir şekilde gezebilirsiniz.

Ayutthaya’da bulunuş 16.yy’a ait bu Buda Heykelinin kafası 1,67 metre yüksekliğinde
Street Fighter II oynayanların aşina olduğu bir başka sahne ise Mr. Bison’un sağ kolu Sagat’la yapılan dövüştür. O sahnede aynı aşağıda küçük heykelide olduğu gibi uzanmış bir Buda vardır. Bu Buda’nın Nirvana’ya ulaşmadan önceki son anıdır. Bu son anı yansıtan çok fazla heykel var ve en büyüklerinden biri Wat Phra Chetuphon biri de Ayutthaya’da yer alıyor.

Dört kollu Hinduizm heykellerine aşinayız. Müzede sekiz, hatta on altı kollu eserler var.

12. yy’dan bir Hinduizm Heykeli
Khao San Road
Burası şehrin eskiden en çok turist çeken bölgesiymiş. Dünya’nın Bangkok’u tanıdığı yer. Bana çok cazip gelmedi. Batılı turistlerin daha fazla ilgisini çekecektir.

Chao Phraya Nehri
Nehrin dört bir yanında yeni kuleler yükseliyor. Belli ki yeni rant bölgelerinden biri. Oldukça geniş bir nehir. Toplu taşıma için de kullanıyor. Botlar eski ama oldukça hızlılar. Bilet fiyat 15 Baht yani 0,4 €.

Chao Phraya nehrinin etrafında yükselen yeni kuleler

Chao Phraya Nehri
Ayutthaya
Tay’ların Burma’lılar tarafından yakılmış eski başkenti Ayutthaya ayrı bir sayfayı hakediyor. Ayutthaya’ya Bangkok’dan gidiş dönüş 3-4 saatinizi alıyor. Ayutthaya’nın içinde de onlarca tapınak ve gezilecek yer var. Yani tüm gününüzü ayırmanız lazım. Burada sadece bölgedeki 3 tapınaktan resimlere detaya girmeden yer veriyorum.
Wat Yai Chaimongkol
Bu yıkık tapınak Ayutthaya’nın biraz dışında yer alıyor. Ayutthaya’daki diğer yapılara göre daha iyi halde kalmış. Tapığın dışında yer alan iki Buda heykeli dikkat çekici. Heykelleri kumaşla giydirirlerken bir omuzlarını açıkta bırakıyorlar.

Ayutthaya Wat Yai Chaimongkol’dan manzara
Wat Chaiwatthanaram
Wat Chaiwatthanaram Ayutthaya’da mutlaka gitmeniz gereken tapınak. Çok büyük bir alanı kaplıyor. 1630 yılında Kmer stilinde inşa edilmiş. Yani Sultan Ahmet Camii ile akran. Sultan Ahmet Camii’nin 43 metrelik kubbe yüksekliğine karşın, ortada yer alan ana prang 35 metre yüksekliğindeymiş. Bir nevi koca bir mısır koçanına benziyor. Dünyanın iki farklı noktasında aynı zaman diliminde inşa edilen iki ibadethane arasındaki aşikar farklılık dünya üzerindeki çeşitliliği gösteriyor. Mimari işlevsellik, zorluk ve estetik bakımından Sultan Ahmet’ten çok geride olduğunu düşünüyorum. Ama şunu söylemek lazım, Sultan Ahmet Osmanlı mimarisinin doruk eserlerinden biri. Wat Chaiwatthanaram Tay’ların o dönemdeki doruk eseri değil.

Ayutthaya’da mutlaka gitmeniz gereken yer: Wat Phra Si Sanphet
Muhtemelen tapınak inşa edildiği zaman, dışında süslemeler vardı. Terk edilmesiyle birlikte bakımsızlıktan tümü kaybedildi. Wat Chaiwatthanaram sadece turistlerin değil, Tay’ların da oldukça yoğun ziyaret ettikleri bir tapınak. Bir farkla, gördüğüm Tay’lar tapınağı geleneksel kıyafetleriyle ziyaret ediyorlardı. Gittiğim döneme ait bir durum mu yoksa her zaman öyle mi ziyaret ediyorlar bilmiyorum.
Wat Phra Si Sanphet
Ayuthaya’nın merkezinde yer alan ana tapınaklardan biri. Buradaki bu üç Chedi Ayutthaya krallarının mezarlarınının yer aldığı türbeler.

Ayutthaya Kral Türbeleri (Chedi)
Parklar
Bangkok’da İstanbul gibi yeşil alan kıtlığı yaşıyor. Yine de şehirde güzel parklar var.
Lumpini Parkı
Bangkok’un Central Parkı. Central Park kadar büyük olmamakla birlikte hatırı sayılır bir alanı kapsıyor. Modern şehrin merkezindeki ve özellikle akşam iş çıkışı çok kalabalık. Park gerçek anlamda bir spor salonu gibi çalışıyor. Yüzlerce insan koşuyor, çok sayıda insan da grup halinde egzersiz yapıyorlar.

Lumpini Parkında toplu egzersiz
Saranrom Parkı
Büyük Saray’ın tam karşısında yer alıyor. Çok özel olduğu söylenelemez. Büyük Saray’da sıcaktan bunaldıktan sonra bir süre dinlenmek için düşünülebilir.

Saranrom Parkı
İklim
Ziyaret ettiğim şehirlerde iklim bilgisi genelde paylaşmam ama Bangkok bunun istisnası olacak. Hava sıcaklığı yıl boyunca aynı kalıyormuş. Yaklaşık 30 derece. Yaz-kış yok yani. Onun yerine yağışlı ve kuru dönemleri var. Muson iklimi. Benim ziyaret ettiğim Mart ayı kuru dönemin sonu. Aslında hava sıcaklığı güneş altında çok uzun süre kalınmazsa rahatsız edici düzeyde değil. Asıl sıkıntı klimalar. Havaray, AVM’ler, taksiler, hoteller. Hepsinde klimalar Amerika’daki gibi 18 dereceye ayarlanmış. Sokakta yürürken sıcak ve nemli havada terledikten sonra havaraya bindiğinizde soğuk hava sizi çarpıyor. Yanınızda bir gömlek taşımanızı tavsiye ediyorum. Böylelikle sokaktan soğuk bir yere girdiğinizde üstünüzü örtmeniz mümkün olur.
Ekvatora yakın olduğu için gece gündüz süreleri neredeyse eşit. Hava sıcaklığı aldatmasın, bir yaz gününden bekleyeceğinizden daha erken saat 6 gibi kararmış oluyor. Sonuçta Mart ayı. Seyahatinizden önce hava durumuna bakmanızda fayda olacaktır.
Konaklama
Bangkok’da çok fazla otel var. Fiyatlar ise İstanbul fiyatları düzeyinde. Çok lüks pahalı otellerden çok ucuz hostellere geniş bir yelpaze var. Öncelikle hangi bölgede konaklayacağınıza karar vermeniz lazım. Biz Hansar Otel’de kaldık. Lumphini bölgesinde Ratchadamri durağına 200 metre mesafede bulunan hotelden çok memnun ayrıldık. İki havaray hattına da yürüme mesafesinde. Ayrıca yürüyerek birçok bölgeye ulaşmak mümkün. Konaklamanızı bu bölgede ayarlamanızı tavsiye ederim.

Hansar Hotel

Hansar Otel’den Siam semti

Hansar Otelin 8. katta yer alan havuzu
Ulaşım, ulaşamama ve gerçekçi bir çözüm havaray
Şehrin en can sıkıcı yönü trafiği. Kangren haline dönüşmüş. İstanbul’la önemli bir ortaklık alanı. Ama Bangkok’a gittikten sonra İstanbul’u mumla arayabilirsiniz. Şehirde ulaşımı sağlamak için her türlü yol düşünülmüş. Toplu taşıma, taksiler, tuk-tuk’lar, hatta motorsiklet taksiler. En yaratıcı çözümlerden biri yerden oldukça yüksekten giden ve Skytrain denilen havaray sistemi.
Havaalanı çok modern ve büyük. Bebekli ailelere geçiş önceliği var. Havaalanından şehir merkezine metro var. Bizim gibi bebekli bir aileyseniz çok sayıda bavul ve bebek arabanız varsa taksiyi tercih etmek isteyebilirsiniz. Biz öyle yaptık. Taksi çağırma sistemi de çok modern. Taksi alanında kioslardan numara alıyorsunuz ve taksinize gidiyorsunuz. Ne kadar başarılı bir sistem kurulmuş derken birden kendinizi taksiciyle pazarlık içinde buluyorsunuz. Taksici taksimetreyi açmamak konusunda kararlı. Bizden otelimize götürmek için 750 Baht istiyor. 500 Baht’da anlaşıyoruz. Daha sonra anladığım üzere taksimetre açsaydı 400 Baht kadar tutacaktı. 500 Baht 14 € yapıyor.
Şehiriçinde taksi kullanmaya başlayınca taksiyle anlaşmanın en iyisi olduğunu anlıyorsunuz. Taksimetre açtırınca, taksiciler gitmek istediğiniz yeri anlamamış gibi yapıyorlar. Haritada gösterdiğiniz Büyük Saray’a taksici sanki başka bir şehirdeymiş gibi bakıyor. Pazarlık yapıp anlaşırsanız, sizi kestirme yollardan götürüyor, ama taksimetrenin tutacağının 2 bazen 3 katı para istiyor. Taksimetre açtırırsanız sizi trafiğin yoğun olduğu sokaklara sokuyor. Bu da ister istemez sizi Uber veya yerel muadili Grab‘a yöneltiyor. İkisi de çok başarılı.
Taksi yerine havaray sistemini tercih etmek en iyisi. Tek sıkıntı, havarayın eski şehire gitmiyor olması. Havarayı kullanıp nehir üzerinden tekneyle Büyük Saray’a ulaşmanız mümkün olacaktır.

Havaray -Sky-Train-, yüksek kaldırım -Sky-Walk-, arabalar ve motorlar

Bir havaray durağında metro bekleyen yolcular

Bir havaray vagonunda Tay yolcular

Şehirde motorsiklet yaygın olarak kullanılıyor

Sky-Walk yüksek kaldırım ağı
Gitmeden önce araba kiralamayı düşünüyordum. Havaalanından taksiye bindiğimde şöförün sağa oturduğunu ve trafiğin soldan aktığını görmemle kiralamamakla çok yerinde davrandığımı anladım.
Yemek ve Lezzetler
Tayland’da restoranlarda her çeşit yemek bulma şansınız var. Tay, Japon, Çin, Avrupa ve Amerika mutfaklarından örnekler her yerde var. Tay yemek kültürünün özünü ise sokakta yemek oluşturuyor. Biz sokakta yemek denemedik, sadece meyve aldık. Otelimizin kahvaltısı çok ama çok iyiydi. Hem Tay hem de uluslararası mutfaktan her çeşit vardı. Herhalde hiç bu kadar çok passion fruit, ananas ve diğer tropikal meyvelerden yememiştim. Muz da çok yaygın hindistan cevizi de. Elma mesela az bulunuyor. Kahvaltıda bizdeki portakal suyuna muadil, tüm bir hindistan cevizi pipetle geliyor. Keyifle içiyorsunuz.
Genel olarak hem Tay hem de uluslararası mutfak yemeklerinin lezzetli bir şekilde pişirildiğini söyleyebilirim.


İstanbul’la Bangkok’un bir başka ortak noktası: Tablacılar
Tayland’ın çok ucuz olduğu konuşuluyor. Genel olarak fiyatlar Türkiye fiyatları gibi. Söz konusu olan yemekler ise, fiyatlar Türkiye’nin de üzerinde. Eğer Tayland’da çok yaygın olan sokaktan yemek yerine, düzgün restoranlara gitmeniz durumunda yemek fiyatların yüksek oluğunu göreceksiniz. Porsiyonlar ise oldukça küçük.
+
Tay kültürü ve uzak doğu dinleri tapınakları
Büyük Saray külliyesi ve içindeki Wat Phra Kaew
Ayutthaya yıkık kenti
Lumpini Parkı
Sky-Train havaray sistemiyle şehri dolaşmak, Sky-walk’da yürümek
–
Trafik
Yine trafik
ve taksiciler
*
Bangkok dünyanın en çok ziyaret edilen şehri. Bunun da bir sebebi var. Uzak Doğu’nun İstanbul’u. İki şehir de benzer zorlukların üstesinden gelmeye çalışıyorlar. İstanbul gibi çok kozmopolit. Çok fazla yüze, birbirinden farklı dünyaları temsil eden çok fazla bölgeye sahip. Modern ve az gelişmiş. Uzak doğulu ve Batılı. Sesler, kokular, renkler ve bütün bunların bazen uyumsuzluğu bazen uyumu. Alabildiğince egzotik bu şehirde 6 gün geçirdim yetmedi, şehri doyasıya gezemedim. Bangkok’a en az 1 hafta ayırmanız gerekiyor.

Yorum bırakın